Moskova metrosu | | Serkan Dinç
Bir Delinin Hatıra Defteri – Erdal Beşikçioğlu
2 Nisan 2020
Afrodit – Briton Riviere
3 Nisan 2020

Moskova metrosu.

Sanat iyileştirir, sanat şöyle yapar, sanat böyledir şeklinde klişelere girmeyeceğim. Bu fotoğrafta değinmek istediğim tek konu, İstanbul gibi metropollerde insanların günlerinin büyük bir kısmı toplu taşımada, trafikte beton manzaralara ya da reklamlara maruz kalarak geçiyor. Moskova metrosu örneğindeki gibi tablolar günlük hayatımızda en azından beton görmekten daha iyi hissettirecektir. Bu metronun emsallerini umarım daha çok görürüz.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

5 Comments

  1. hiyekyikimm371 dedi ki:

    @serkandinc sanatı ve sanatçıyı her zaman ve her yerde yaşatmak lazım 👍🙏😉

  2. Canpolat dedi ki:

    Fotoğraftakilerin ilgisini pek çekmemiş gibi görünüyor üstat. Sanatın böyle her yerde yer alması acaba sıradanlaştırıp kıymetsizleştiriyor mu? Sanat eseri sıradan olmamalı mı acaba? Ne dersiniz?

    • Serkan Dinç dedi ki:

      Aslında ilk konuşmamız gereken kavram “Sanat Eseri” dediğimiz kavram bence. Çünkü bir çok sanatçı, bir çok eser ortaya koyuyor ve bunlar genelde ticari beklentili eserler, galeri eserleri yada fuar vb. eserleri gibi ayrıştırılıyor. Bunların çok azı sanat eseri diye tabir ediliyor. Sanatta estetik bir olgudur bence. Ve insanoğlu artık toplayıcı yada avcı olmayı bırakıp temel ihtiyaçlarını otomatikleştirdikten sonra günlük hayatında daha farklı yönelimler aramaya girdi. Daha estetik yaşam koşulları ihtiyaçları doğdu. Sanatta bize bu ihtiyacımızı karşılıyor. Estetik bir sanat eseri, ruhumuza dokunduğunda tüm psikolojimmizi değiştirip daha verimli bir gün geçirmemize olanak sağlayabiliyor. Tabi ruhumuza dokunmayıp, estetikten yoksun eserlerde bunun tam tersini yapmakta ama konumuz sanatın her yerde karşımıza çıkıp sıradanlaşması. Lafı çok uzattım özür dilerim eğer toplayacak olursak adı sanat olsun olmasın estetik açıdan ihtiyacımızı karşılayan her şey günlük hayatımızda karşımıza bolbol çıkmasını tercih ederim. Bu bir çiçekte olabilir, bir kokuda olabilir yada resim, heykel de olabilir. Bu konuda Erdal Demirkıran’ında güzel bir yazısı vardı keşke onuda paylaşabilseydim sizinle oda sorunuz için güzel bir cevap olabilirdi. Bu sorular hakkında sizin düşünceleriniz nelerdir?

  3. Canpolat dedi ki:

    Bence her şeyi ehline vermek gerekir. Bu sadece sanatla ilgili de değil. Mesela bilgi için de aynı şeyi düşünüyorum, düşünce için de, duygular için de… Siz sahip olduğunuz bir değeri öyle ulu orta sunarsaniz bu değer ehli olmayanların, kıymet bilmeyenlerin elinde heder olur. Bu da zulümdür. Sizdeki o değere haksızlık etmek olur.
    Elbette hayatın her alanında estetik olmalı. Ama bu şu an konuştuğumuz konu değil tam olarak. Bilemiyorum. Belki o metroyu tasarlayanlar estetiği ön plana almalılar, renk seçiminde, koltukların, tutamaclarin tasarımında vs. … Ama başlı başına bir sanat eserini orada herhangi bir şeymiş gibi sergilemeleri sanki o esere haksızlıkmış gibi geliyor bana.
    “Cihan ara cihan içredir, arayibilmezler/ O mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” dizelerinde anlatılan durumun ortaya çıkmasına da sebep olabilir bahse konu olan bu durum. Diyor ki balıklar denizdedir ama denizin ne olduğunu bilmezler.
    Konuştuğumuz durum bir müddet sonra bu sonucu doğurmaz mı?
    Bunlar benim kıymetsiz düşüncelerimdir. Vaktinizi aldım.

    • Serkan Dinç dedi ki:

      Estağfurullah her düşünce hakaret içermediği sürece kıymetlidir. Bahsettiğiniz olgu tabiri caiz ise kültüre sahip olmak. Bir önceki yorumumda bunu gizli özne olarak kullanmıştım biraz bu konuyu açmak gerekiyor olabilir. Topluluklar içerisinde bazen o topluma uymayan kişiler bulunur. Toplum içerisinde çabucak fark edilir. 2 seçenek vardır. Ya toplum tarafından sindirilir ve toplum gibi olur yada toplumda farkındalık yaratır bir kültür oluşturur ve toplumun genel algısını değiştirir. Bu dünya üzerindeki her şeye bakış açımızı bir kültür olarak değerlendirebiliriz. Bohem bir yaşantı süren Sait Faik Abasıyanık’ın kültürü bohem yaşam tarzıdır yada Nazım Hikmet’in komün yaşam sevgisi bir kültürdür. Herkes bu kültüre uyacak diye bir kural yoktur. Bu yaşam tarzları/kültürleri toplum içinde olumsuz karşılanabilmekte. Fakat yaptıkları işlerle kendi kültürlerini topluma anlatarak kendilerini sıradanlaştırmakta ve toplumu bu konuda bilinçlendirmekte. Yani topluma bir seviye atlatmakta.
      Yani evet o eserler her gün aynı kişiler tarafından aynı şekilde görüldüğünde o kişiler tarafından basite indirgenmiş olabilir. Bu basite indirgenme o eser, o toplum tarafından tüketilmiş demek oluyor. Belkide o esere haksızlık dediğiniz eylem, o eserin hakkını vermekte olabilir.
      Yorumunuzun ilk başındaki bahsettiğiniz her işi ehline verme konusunda sizinle hem fikirim. Kesinlikle işi ehli devralmalı. Fakat ehil insanlarda ağaçlarda yetişmiyorlar. Onları motive edecek ilhamlar gerekiyor.
      Farkındalık oluşturan yorumunuz için çok teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: