Kayaköy: Şapele Çıkan Yollar Çile Doludur | Serkan Dinç
Gittim: Fethiye Kayaköy
20 Temmuz 2022
Heykellerin Selfie Pozları
22 Temmuz 2022

Fethiye Maceram’ın ilk günündeki durağımız olan Kayaköy’ü Gittim: Fethiye Kayaköy başlıklı yazımda anlatmıştım fakat şimdi konuyu biraz daha açmak istiyorum. Konuya girmeden önce bilmeniz gereken bir şey var. Şapel…

Şapel nedir? Kısaca, tabiri caiz olacaksa eğer biz Müslümanların mescid dediğimiz camiiden küçük olan kurumlar ve yapılar içinde bulunan, ibadet için ayrılmış bölmeler ile hemen hemen aynı şey diyebiliriz. Şapeller yollarda, havalimanlarında, hastanelerde vb. kamusal alanlarda Hristiyanların ibadet edebilmesi için yapılan kiliseden ufak ibadethanelerdir.

Kiliselerin içinde azizlerin adına ayrılmış yerlere şapel denilmektedir. Şapeller çoğu zaman toplu yerleşim yerlerinde, belirli bir kiliseye bağlı olarak keşişlerin ve ibadet etmek isteyen günahkarların ibadetlerinin daha anlamlı olması adına toplu yerleşim alanının dışında, (tanrıya daha yakın olmak için olabilir) yüksek noktalarda olabiliyor. Bizim gitmek istediğimiz şapel de muhtemelen böyle topluma karşı hepinizden tiksiniyorum diyen bir keşiş tarafından, herkesten uzakta ibadet etmeyi  tercih etmiş keşişin yaptığı şapel olabilir.

Abim kulaktan dolma olarak daha önce birisinden Kayaköy’ün en üst noktasında, kimsenin bilmediği bir yoldan çıkılan şapel olduğunu duymuş. Bu duyumu Kayaköy’e girerken bilet aldığımız noktadaki yetkiliye sorduk. Evet, böyle bir şapelin varlığı biliniyor fakat yetkilinin bile bilmediği bir yol söz konusu. Hayır, kimsenin bilmediği bir yolu abim nereden bilebilir, hadi abim biliyor, bunu abime biri söylemiş o zaman herkes tarafından neden bilinmiyor diye o gün niye hiç sorgulamadım acaba? Madem biliyor o zaman neden başkasına soruyor? Aklım tamamiyle çılgın sorularla doldu ama bu aklımın başına gelmesi yolculuk bittikten sonra oldu. Böyle bir yol var mı büyük bir muamma. Bu kimsenin gitmediği Şapel’e yol bulmak ümidiyle ilk hedef patikanın bizi götüreceği en üst noktada bulunan herkesin rahatlıkla nefes nefese gidebildiği şapel…

Patika yoldan yürüyerek, rahatlıkla nefes nefese kalabileceğiniz bir yoldan şapele çıktıktan sonra asıl gitmek istediğimiz şapel tepenin zirvesinde bizi karşıladı. Tee oradan, en yukarıdan bize masum masum bakıyordu. İlk bakışta hayalet evlerin arkasında, oraya çıkan bir patikanın varlığı dikkat çekiyordu. Dikkat çekmeyen ise patikaların hiç bir yere çıkmadığı, o patikayı kullanarak bizim bir yere çıkabileceğimizdi. Ağaçların belirli bir noktadan başlayıp, bir düzlem doğrultusunda (yani doğal olmayacak kadar arasında mesafeli olması) ağaçların arasında patikanın var olabileceğini düşündürdü. Bu fikre kapıldıkan sonra ilk olarak Google haritalardan sonrada çok güvendiğim AlpineQuest uygulamasından arazi taraması yapsakta herhangi bir patika yolun varlığı gözükmüyordu…  (arkadaşlar teknolojiye güvenin, gözükmüyorsa orada öyle bir yol yoktur.) Gözüken şey ilk bakışta yolculuğumuz gayet basit olabileceğiydi. Bulunduğumuz şapelden, gitmek istediğimiz şapele kuş bakışı yaklaşık olarak 700-800 metre gözükmesi, bu görevi başaracağımız konusunda bize ciddi motivasyon sağladı.

Kuş bakışı tahmini 700-800 metre mesafe olan yolumuz, iz düşümü hemen hemen 1 buçuk – 2 km’yi buldu… Ayrıca bize ilkokuldan beri Akdeniz ikliminin bitki örtüsü maki olarak öğretilmişti fakat bu makilerin kocaman kocaman dikenleri olduğundan kimse bahsetmedi! Yolda planladığımız, aklımızdan çizdiğimiz yolu takip edemedik çünkü tırmandığımız yer sık kayalıktı, bu yüzden kimi zamanlar kayaların üzerine tırmanmak, kimi zaman etrafından dolaşmak zorunda kaldık. Bu durum yolumuzu oldukça uzattı, ayrıca kayalara tırmanırken ayağımızın kayması sonucu bacaklarımızın, kollarımızın makilerin dikenleri ile gayet cerrahistik bir şekilde kesilmesi tam bir bonustu. Fakat şapallere giden yollar çile doludur, acı doludur, yolculuk ne kadar zorsa ibadette o kadar anlamlıdır. Bu yüzden çektiğim her zorlukta Cengiz Özkan ve Fuat Ergin’in Pusat dizisi için yaptıkları şarkıyı fonda duya duya ilerledim. Zafere giden yol bu çile kutsal!

Artık Şapel’e ulaştık dediğimiz anda tüm zorlukların bitip zirveye erişmenin verdiği o muhteşem duyguyu tam olarak hissettiğimiz yerde Volkan bey, bu zaferimizi görüntülü görüşme sayesinde sevdikleriyle paylaşıyor. Evet sizin için küçük, fakat bizim için çok önemli bir yolculuktu!

Fotoğrafa biraz dikkatli bakarsanız kollarımın nasıl çizildiğini görebilirsiniz. Ayrıca şapelin fotoğrafını çekmememizde bu kadar yol geldikten sonra ne kadarda düşünceli bir hareket anlatamam. Tam olarak şapelin kapısına sırtınızı verdiğinizde şu manzara ile karşılaşıyorsunuz.

Şapelin arkasından aşağı doğru indiğinizde dalları tam olarak benim yapraklarımın altında güneşten kaçıp, serin serin dinlenebilirsiniz diyen bir ağaç bulunuyor. Bunun altında yaklaşık yarım saat dinlendikten sonra akıllarda tek bir soru; hadi bir şekilde buraya çıktık ama nasıl ineceğiz? Bu konuda çok fazla kafa yorduk, aklımıza yatan en iyi fikirde kendimizi salalım, mutlaka bir ağaca çarpar dururuzdu. Ki bu diklikte aşağı inerken çoğu yerde bir ağacı hedefleyip kendinizi salıyorsunuz, durmaya çalışırken çoğu zaman ayağınız kayıyor ve dengenizi zor sağlıyorsunuz. Sağlamayada bilirsiniz. Bu tamamen canınızın ne kadar tatlı ve kıymetli olduğuna bağlı.

Kahramanca verdiğimiz mücadele sonunda, gazice medeniyetin açtığı yola indikten sonra kendimizi Akdeniz’in serin ve tuzlu suyuna bıraktık. Altını çiziyorum; tuzlu! Yol boyunca dikenler tarafından kestane çizer gibi çizilen oramız buramız Akdeniz’in tuzlu suyuna girdiğimizde tüm mikroplarından arındı. Eee malum tuzun, mikroplarla girdiği çetin savaş sonucu etki-tepki olarak Allah’ın bize vermiş olduğu emanet bedenimiz bölgesel olarak cayır cayır yanarken fonda Barış Manço’dan Can Bedenden Çıkmayınca çalıyordu!

Ne kadar kaportayı çizdirsekte hasar kaydımız yok Allah’a şükür. Bu kadar hasarlı bir günü sanayide hafif dokunuşlarla tıpkı orjinaline döndürebiliriz. Bu sayede hasar kaydıda olmaz diye düşünürken Abim ve Volkan bey ertesi gün yoğun kaşınmaya dayanamayıp kendilerini acile attılar. Aslında çokta önemli değilmiş. O sıralar hemen hemen Fethiye’nin yarısı kaşınma probleminden dolayı abimlerle birlikte acil’delermiş. Yani anlayacağınız benim mükemmel başlayan, acayip keyif aldığım Fethiye Maceramın ilk günlerinde, Fethiye ciddi anlamda kaşınıyordu.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: