Bir Hafta Sonu Kahvaltısı | Serkan Dinç
Her şeyin Şakası Yapılabilir
2 Şubat 2022
Sevinj Stories – 1992 Hocalı
17 Şubat 2022

Geçen Cumartesi arkadaşım sağ olsun beni kahvaltıya götürdü. Ama götürmek ne götürmek… Önce gidecek bir kahvaltı mekanı bulmak lazım. Malum gastronomi şehrindeyiz fakat plansız bir gastronomi atığı içindeyiz. Yöresel lezzetler ayağına bildiğimiz tüm mekanlar global fiyat uyguluor. Yöresel gösterip, global dayıyorlar. Antakya kahvaltı mekanları, Hatay kahvaltı mekanları diye Google’da arayıp duruyoruz ama pekte gidecek uygun bir yer bulamadık. Madem öyle dedik bare Gönül Kahvesine gidelim.

Hafta sonu kahvaltılarında benim felsefem bellidir. Serpme kahvaltı müsriflik, açık büfe helaldir. Kahvaltıya gittiğimiz yerde Gönül Kahvesi… Bulunduğumuz şehirde elit bir mekân sayılır. Yaniiii pek bize göre değil, çünkü biz masaya oturduğumuz an, kafadan 4 tane somun ekmek bitiyor. Garson getirdi ufacık bir sepette 5-6 dilim tost ekmeği. Diğer malzemeleri getirirken dedim reis bu bize yetmez. Somun ekmek yok mu? Gülüp bakayım abi dedi. Hee bu arada, kapak fotoğrafı temsilidir. Gönül Kahvesinin kahvaltısı ile ilgili yakından uzaktan akrabalığı yoktur, hatta yolda görse birbirlerini tanımazlar.

Neyse küçük kavanozlarda bal mal geldi bu sefer yine garsona dedim reis bunlar depozitolu mu? Hani yiyeceğimden çok reçel var. Bare eve götüreyim diye düşünüyorum, bu sebepten sordum fakat garson bu dediğime de güldü. Neden depozitosunu sorduğumu anlamadı herhalde. Gitti geldi dedi yumurtalar nasıl olsun? Dedim benimkii normal olsun. O dediğime de güldü sonra ekledi normal nasıl? Tam beklediğim cevap. Bu cevap ortasını ben gole çeviririm. Dedim ki seçeneklerimiz ne? Nasıl olabilir, sizin yetenekleriniz nedir bu konuda, bize neler sunuyorsunuz? Bu dediğime de güldü. Garson hep gülüyor. Garsonlar, kendilerini güldüren müşterileri seviyor olabilir eyvallah ama ben garson sevmiyorum! Özellikle erkek garsonla işim olmaz. Kız olsa… Hadi eyvallah bir şeyler olabilir. Neyse… Dedim rafadan olsun… Yumurta problemini astık bu sefer yemeye başladık, sürekli ekmek bitip bitip duruyor…

Ekmek bitiyor, ben ekmek istiyorum. Ekmek bitiyor, ben istiyorum. Ben her ekmek istediğim de bizimki utanıyor, 4. posta biraz geç geldi arkadaşta ben doydum vallaha hiç gelmesin artık iştahım kalmadı dedi ama hikâye. Yer mi adabazar çocuğu? Dedim bir sakin ol bu kadar nimet çöpe mi gidecek? İkimiz bunları bitireceğiz beni tek bırakma. Neyse ekmek geldi, ben bir, iki, üçüncü dilimi gömerken dayanamadı başladı o’da tekrardan. He he hani doymuştun şekerim? 5. posta ekmeği istedim, 5.’ye ekmek gelirken artık küçük sepet, büyük sepete dönmüş, sepet tepeleme ekmek doldurulmuştu.

Ekmeği bu sefer garson değil bandanalı, önlüklü, giyiminden anlaşılacağı üzere mutfaktan bir abla getirdi. Sanırım bu kadar ekmek yiyen hayvanlar kim merak etmiş olmalı. Eminim o an tüm mutfak bizi konuşuyordu; iki tane hayvan kahvaltıya gelmiş, kırmızı alarm çalın bunları nasıl doyuracağız diye konuşuyorlardı kesin. Ya da çok fena dalga geçiyorlardı. Allah’a şükür masaya gelen hiçbir şey ziyan olmadı. (Maydanozlar haricinde. Zaten maydanoz niye getirirsiniz ki? Te ellaam ya!)

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

1 Comment

  1. husnu16 dedi ki:

    Empati güzel olmuş, teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: