Platon – Devlet (Topluluklarda Bireylerin Davranışları) | | Serkan Dinç
Platon – Devlet (Doğruluk Nedir?)
3 Temmuz 2020
Venüs’ün Doğuşu – Botticelli
4 Temmuz 2020
Tümünü Göster

Platon – Devlet (Topluluklarda Bireylerin Davranışları)

Yazıya başlamadan önce çok özür dilemek istiyorum. Çünkü okumaya çok daldığım için ve dikkat bozukluğum olduğundan dolayı bu konunun çıkış noktasını not alamadım ve unuttum. Platon’un, Sokrates’in diyaloglarını toplayıp Devlet adını verdiği bu kitabın 2. ve 3. kitaplarında (bölümde diyebiliriz) doğruluğu irdelemeye devam ederken, ek olarak en küçük topluluk için olması gereken sanaatkarları ve bu kişilerin görevlerini irdeliyor. Yetmiyor birde üstüne yoldan çıkmış bir topluluk kurup bu topluluğu değerlendiriyor. Ben Komünizm’i ince ayrıtılarına kadar bilen biri değilim, kulaktan dolma bilgilerle öğrendiğim kadar biliyorum. Sokrates zamanında da Komünizm varmıydı bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim ki; Sokrates, Devleti oluşturan unsurlar arasında bulunan Milletin en küçük yapı taşı olan bireylerin davranışlarını ve sorumluluklarını anlatırken günümüz Komünizmini anlatıyor sandım.

Sokrates’in en küçük toplumunda insanlar adeta küçükken izlediğimiz çizgi film olan şirinler ve şirinler kasabası gibi. Çiftçi, diğer toplumun bireyleri için çiftçilik yaparken, aşçıda yine aynı toplum için yemek yapmalı. Doktor çiftçi ve aşçı için hizmetini vermeli. Eğer bireyler toplum için değilde kendileri için çalışmış olsaydı bu sefer çiftçi kendine kadar eker, aşçı kendine kadar pişirir ve doktor sadece kendi sağlığını düşünür bu sürede hasta olan kişi iyileşemez, yemek yemek isteyen kişi hem çiftçilik hemde aşçılık yapmak zorunda kalır ve yaşam şartları daha zor olurdu. Birikim üzerine bir topluluk kurulur, hırsılık artardı. Yani tüm sanaatkarlar kendi birikimleri için değil, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması gerektiğini savunuyor. Ve örneklendiriyor, mesela çiftçinin ektiği ekin kendine yetecek kadar değil toplumun ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar olmalı. Bu şekilde aşçı ve doktorun ihtiyaçları karşılandığında aşçı ve doktorda çiftçi için kendi hizmetini ve ürünlerini sunacak. Fakat tüm bireylerin ürettikleri bu toplum için yeterli olmayabilir. Bu yüzden başka topluluklardan alışveriş yapmak gerekebilir. O zaman bu topluluğa bir tüccar gerekir. Tüccarda kendi mensubu olduğu topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak için başka topluluklarla alışveriş yapmalı. Fakat alışveriş yapabilmesi için karşı tarafa bir şey vermeli. O zaman mensubu olduğu topluluğun bireyleri, tüccar kendilerini ihtiyaçlarını karşılaması için tüccarın alışverişte kullanabileceği ürün yada hizmet vermeli. Bir nevi komünizm gibi. Kimse birikim yapmadan sadece mensubu oldukları topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak için çabalıyorlar.

Buraya kadar Sokrates’in anlattıklarını aktarmaya çalışmışken bundan sonra kendi endişelerimi ve hoşuma giden noktaları paylaşmak istiyorum. Bu komünizme benzeyen topluluk ve çıkarlarının korunması gayet başarılı bir sosyal hayat. Fakat insan bu nefsi doğrultusunda biriktirmek ve diğerlerinden daha iyi olmak ve olanı isteyecektir. Buda toplum içinde düzensizlik çıkması demektir. Yani bu sistem insanın kibri ve egosu yüzünden bir süre sonra yıkılacaktır. Fakat bu sistemin işlemesi için neler yapılabilir?

Bu sorunun cevabı hakkında fikirlerimi söylemeye ilk olarak refah düzeyinden başlamak istiyorum. Benim fikrimce iİlk olarak toplumun refah düzeyi yüksek olmalıdır. Yani genç zanaatkarlar daha zanaatını seçmeden önce akıllarında şöyle bir soru olmalalıdır; ben hangi zanaatı öğrenirsem daha çok kazanırım / daha iyi birikim yapabilirim. Daha yolun başında olan bu gencin aklında böyle bir soru işareti olmaz böyle bir endişeye sahip olmazsa daha çok kazandığı değil, daha çok sevdiği ve daha başarılı olduğu zanaatı yapacaktır. Platon – Devlet (Doğruluk Nedir?) başlıklı yazısında verdiğim Atatürk örneğini burada tekrar vermek istiyorum. Bu yolun başında olan genç kendi istediği, sevdiği ve mutlu olduğu mesleği kafasında hiç bir endişe olmadan icraa ederse mensubu olduğu toplumuda yüceltecektir. Peki bu gencin endişelerini nasıl giderebiliriz?

Mesela çiftçiliği seven, çiftçi olmaya eli daha çok yatkın bir genci, sırf daha çok para kazanmak için ayakkabıcı olmaktan nasıl vazgeçirebiliriz? Bu soruyu sorduktan sonra aklıma ilk olarak çiftçinin elde ettiği gelir ile kunduracaının elde ettiği gelirin eşit olması gerektiği aklıma geliyor. Yani bir çiftçi, bir kunduracıyla aylık olarak aynı ücreti alırsa kunduracı olmaktan vazgeçebilir. Fakat yinede birikim ve en iyiye sahip olma isteği, takdir edilme ihtiyacı tekrardan çiftçi olmaya yatkın olan gencimizi ayakkabıcı olmaya itebilir. O zaman bunlarada bir çözüm bulmak lazım. Yani toplumun birikim yapmasına engel olmak gerek. İnsanlar neden birikim yaparlar? 1. Terbiye edilmemiş nefislerin hep daha çok istemesinden dolayı, 2. İleride oluşabilecek olumsuz durumlara hazırlıklı olma isteği. 1. Problemin çözümü olarak toplumumuzdaki kişilerin nefsini terbiye edecek kültür ve eğitim standartı yakalanmalı, 2. problemin çözümü için ise bireyin birikim yapmasına engel olmak için onu sigortalamalıyız.

Mesela Thomas More’ın Ütopyası yada George Orwell’ın 1984’ü gibi bir topluluk ütopyası hayal edin. Bu toplulukta para yerine devletin size vermiş olduğu bir kart kullanıldığını düşünün. Topluluğu oluşturan bireylerin vermiş olduğu tüm ürün ve hizmetler devlet tarafından toplanıyor ve tekrardan bu kart ile her birey ihtiyacı olduğu kadar mülki haklarının hak ettiği ölçüde devletten ihtiyacını karşılıyor. Topluma mensup bireyler sadece devletin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için devlet adına çalışıyor ve ayakkabısından – sağlığa kadar tüm ihtiyaçlarına, çiftçi olarak vermiş işini hakkıyla yapmış olması, çiftçiliğe emek vermesi yetiyor. Bu çiftçi gencimiz evlenirsem ev kirası ne kadar vereceğim, çocuklarımı hangi okulda okutacağım, bana bir şey olursa eşime çocuklarıma kim bakacak, ayakkabıcı olsam daha çok kazanır mıyım gibi endişelerini devlet karşılayacağı için hiç düşünmüyor. Sadece çiftçiliğe ve üretime odaklanıyor. Aslında verdiğim bu ütopya örneği tıpkı Osmanlı devletindeki tarım reformları gibi, fakat bu örnekte bireyler toplumun idamesi için üzerine düşeni yapıyorken, Osmanlıda bireyler devletin idamesi için üzerine düşeni yapıyordu. Osmanlıda bu sistem, devletin teknolojik olarak ilerleyememesine bir etken oluştururken. Teknolojik olarak ilerleyemeyen devlet, ekonomik olarak krize giriyor ve Osmanlı Devletinin çökmesinin sebeplerinden biri oluyordu. Peki bizim bu ütopyamız, teknolojik olarak ilerlemeye engel olur mu yoksa herkes işini severek yaptığı için daha hızlı bir ilerleme kaydedilir mi? Herkes seveceği işi, seveceği şekilde yapacağı ve kendi işinde profesyonelleşeceği için teknolojik olarak ilerlemeler daha hızlı olabileceği düşüncesindeyim. Yinede bir sosyolog olmadığım için toplumun etkileşimlerini pek iyi bilemem.

Bunlar benim acizane fikirlerim ve okuduğum yere kadar olan, okurken aklıma gelip düşündüğüm düşüncelerimdi. Okuduğunuz için teşekkür ederim, sizde fikirlerinizi yorum kısmından belirtebilirsiniz.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: