Hatırat: Afitap’ın Kocası Kim? 24.10.2021 | Serkan Dinç
Fethiye Macerası
17 Ekim 2021
Afitap'ın Kocası İstanbul - Ferhan Şensoy
Okudum: Afitap’ın Kocası İstanbul – Ferhan Şensoy
25 Ekim 2021

“Hezâr-ü problem/Afitap çelebi” mısrası ile son buluyor Ferhan Şensoy‘un Afitap’ın Kocası İstanbul kitabı. Bugün bir farklılık yapayım dedim. Dışarı çıkayım kitap okuyayım. Atatürk Parkına geldim. Buraya 3 sene önce, bu şehre ilk geldiğim zaman da gelmiştim. Hiç değişmemiş. Keşke biraz parke taşı, yürüme yolları falan yapsalarmış. Peki İstanbul değişmiş mi? Hâlâ Afitap’ın Kocası mı İstanbul, ne Afitap’lar eskitmiştir İstanbul. Keşke Atatürk parkı biraz değişseymiş, eskitilmiş bazı şeyler yenilenseymiş, İstanbul’un Afitap’ı kaç kere yenilendi kim bilir. Patates tarlası yürüme yollarının üstüne taş konulsaymış mesela. Öyle ya kırkyıl hatırı olan sadece kahve olmamalı, belediye başkanları yaptıkları icraatlarla anılmalı.

Ferhan Şensoy’un Afitapın Kocası İstanbul kitabı hakkında yazdığım yazı => Okudum: Afitap’ın Kocası İstanbul

Ağaçların yaprak sesleri, yaprakların arasında kuş sesleri, tam karşımda bir havuz, havuzun su sesi. İnsanı rahatsız etmeyen bir gürültü içinde doğa ama tam arkamda kabaca ve Arapça bir gürültü. Ne kadar günahça bir hakaret bu, cennetin dilini, bu şekilde, böyle kullanmak… Afitap kocasıyla eminim Arapça konuşmuyordu. Belki Afitap kocası ile hiç konuşmuyordu…

Bir koku geldi burnuma, bardak mısır koktu, bol limon sulu, bol nar ekşili, bol baharatlı. Ulan nasıl canım çekti! Ayağa kalkıldı, sağa sola bakıldı, sağda solda görünemedi. Mutlaka oportünist bir demokrat olmalı bu mısırcı. Görünmeyen mısırcı Irak edasıyla, o bize görünmezse, biz ona yürürüz amacıyla, sağa gidildi yok, sola gidildi bir kadınla kavga eden mısırcı bulundu. Mısırcı tam bir solcu olmalı. Sürekli kavga ediyor. Mısır kaç lira? Baş liyra! Mısırcı, Mısırlı değil Suriyeli! Bir bardak mısır lütfen diye ülkesinde misafir ağırlayan her Türk gibi misafirperverliğimi, nezaketimi gösterecek kadar kibarca bir istekte bulunmama rağmen, Suriyeli mısırcı, Hatay’ın gayet Türkiye’ye değil de, Suriye’ye ait olmasını ispatlar gibi, kabaca ve bardaksız ve koçanıyla birlikte mısırı sanki mısırlı benmişim gibi bana meyşınladı! Hay Allah mısırda sanki ateşte pişmiş gibi sıcacık, ilk ısırıktan mideme giden tanelerin tadını pek alamasamda, uzun uzun üflemeler ve püflemelerden sonra yaptığım ikinci ısırıkta mısırın ne kadar da bayat olduğunun, damak zevkimin ırzına geçmesinden anlıyorum. Fakat mısırda değil, Antakya’dayız, bu da biline! Tam bayatlamış mısır ile vedalaşırken yanı başımda başka bir Suriyeli, Suriyece Türkçe’siyle bisikletinden bağırıyor; kahveeee… Teşekkür bile etmeden sanki o yokmuş gibi davranarak ilgilenmiyorum çünkü biliyorum damak zevkim Suriyelilerden daha taze…

Kendi isteğiyle Türkiye Cumhuriyetine katılmış olan çok Türk milliyetçisi bir şehrin, Türk Kültüründen uzak, gayet Suriyece insanları arasında düşünüyorum; gerçekten Afitap’ın Kocası İstanbul mu, yoksa Sami mi?

Kitabım bitiyor, gitme vakti geliyor. Suriye’nin başkenti Hatay’mışta bende bir turistmişim edasıyla ayrılacakken Atatürk parkından, tam girişte dikkatimi çekiyor bardak mısırcı! Üstelik seyyar tezgâhına astığı fiyat listesi gayet Türkiye Türkçesi olmasından dolayı yazılıyorum tezgâha, selamün aleyküm abla, baş liraylık mısır, ketçap, mayonez, nar ekşisi, limon suyu ve çeşni olsun. Hayır acı olmasın diyorum, gayet Türkçe anlıyor beni çok sayın mısırcı abla. Bana siparişini hazırlarken arkadaki bey ve efendilere laf anlatmaya çalışıyor. Kediye yaklaşmayın, saldırır. Vayyy psikopat kedi durumu. Beylerden biri efendisini bırakarak ablanın yanına geliyor; abla kedi gözlerimin içine bakıyor beni içeri al diye ne olur alalım içeri diyor. Sanki aklımda Külyutmaz habersizce yazılı yapıyormuş gibi deli sorular oluşuyorken mısırcı abla başlıyor anlatmaya, kedi yeni doğum yapmış, dükkânın içinin sıcak olduğunu biliyormuş ve yavrularını oraya taşıyormuş ama diyor dükkânda yiyecekler var kilitleyip gidiyorum, kediyi nasıl alayım oraya? Eee gayet haklı… Bu problemle ve baş lirayla ablayı yalnız bırakıp, tüm problemlerden ve Suriyelilerden arabama doğru kaçıyorum. Antakya Atatürk Parkından bir köprü üzerinden kaçarken aklımda tek düşünce; kesin bu köprüde Fransız köprüsüdür, değilse bile bir misafirim geldiğinde Fransız köprüsü derim tarihî bir şeymiş gibi havalı olur planını yapıyorum.

Arabama biniyorum, dönüş yoluna geçiyoruz. Arabada ben, Afitap, kocası ve sakız ile kavun karışımlı nargile tütünü.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: