Savaş Mağduru Bir Robotun Hikayesi | | Serkan Dinç
Babil’den Bu Yana Dünyanın İkinci Devasa Asma Bahçe Projesi
Çağımızın Babil Asma Bahçesi “Les Machines de L’ile”
17 Ocak 2020
Havayı 275 Ağaç Kadar Temizleyebilen Bir Bank
Bir Bank Düşünün Hem İnterneti Var, Hem Doğayı Temizliyor Hemde Tasarımı Çok Güzel
18 Ocak 2020

Bunu sık sık dile getiriyorum. Türkiye ve Türkiye’den önceki Türk devletlerinin göçebe topluluklardan oluşması sebebiyle ve Müslümanlığın vermiş olduğu ümmet zihniyeti sebebiyle kozmopolit bir topluluğa sahibiz. Özellikle Osmanlı Devletinin yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, büyük savaşların etkilerinin devam etmesi sebebiyle eski topraklarımızın bulunduğu yerdeki halk büyük zulümlerle mücadele verdikten sonra ülkemize göç etmek zorunda kaldılar, hatta geçen aylarda çok hoşuma giden bir film olan Naim’ filmi de o zulümlerden kaçan, savaş görmüş insanlarımızı ve onların bir nevi yaşadıklarını anlatıyor. Aslında o kadar geriye gitmemize de gerek yok. Bugün sokağa çıksanız, yurdunu toprağını, evini barkını terkedip ülkemize sığınan Suriyelileri, Bangladeşlileri, Doğu Türkistanlıları rahatlıkla görebilirsiniz.

Naim Süleymanoğlu‘nun hayatını ve büyük Bulgar göçüne etkisini anlatan film hakkındaki yazımı okuyabilirsiniz.

Savaş, herkes için bir travma elbette ama özellikle çocuklar üzerinde hayat boyu sürecek etkiler bırakabiliyor. Çocuklar için bu kadar acı deneyimlerle başa çıkmanın yolları karmaşık savunma mekanizmaları geliştirmekten geçiyor. Savaş mağduru çocuklar konusunda çalışan yardım kuruluşu War Child UK de bu savunma mekanizmalarını etkileyici ve iç burkan bir filmle ele alıyor ve şu soruyu soruyor: Bir robot savaşla nasıl başa çıkar?

Reklam ajansı Raw London tarafından yaratılan “Escape Robot” isimli film, çok açık bir alegori elbette.  Filmin baş kahramanı sevimli ve masum görünümlü küçük bir robot. Öyle savaşlarda kullanılan ölüm makinelerinden değil. Biz, bir distopya filmi içinde olduğumuzu düşünerek bu küçük robotun hayatından kesitler izliyoruz.

Robot, yanında bir kadınla birlikte yeni bir eve geliyor. Varsayımımız bu distopya içinde insanların robotları olduğu yönünde. Eve yerleştikten sonra ikilinin yeni hayatlarına uyum çabalarına tanık oluyoruz. Robotun da yeni bir odası, yeni bir okulu, yeni bir yaşamı var. Televizyonda ise savaş haberleri var.

Robotcuk hayatına uyum sağlamakta zorlanıyor. Kadını eski fotoğraflara bakıp ağlarken görüyor, yeni odası ona yabancı, okulda yalnız. Ama sonuçta o bir robot, vücut dili ve duruşuyla zorlanma hissini çağrıştırsa da yüzünde duygu yok, ifade yok. Ama bir gün, duvara çarpan bir top ile savaş günlerini hatırlıyor. Patlayan bombalar, ağlayanlar, çığlıklar, acı… Günümüze geri döndüğünde robot sarsılmış durumda. Biz de robotun nereden geldiğini anlamaya başlıyoruz.

Filmin sonunda, kadın robotun yanına oturuyor ve bir düğmeye basıyor. Robotun başlığı açılıyor ve içerisinden küçük bir kız çocuğu çıkıyor. Bu bir robot ve sahibi değil; savaştan kaçmış bir anne-kız… Bu noktada film çocukların deneyimlerini bir zırh gibi giydiğini hatırlatarak savaş mağduru çocukların uzun süreli desteğe ihtiyaç duyduğunu vurguluyor.

Savaş Mağduru Bir Robotun Hikayesi

Çocuksu Bir Tonla Verilen Çarpıcı Mesaj

Thomas Paul Martin tarafından yönetilen bu nefis film; Marina and the Diamonds’ın “I Am Not A Robot” şarkısı eşliğinde ilerliyor. Şarkının neşeli tonu ve sözleri elbette filmde gösterilenle bir ironi yaratırken filme daha çocuksu bir hava katıyor. Anlatılan konu çok ağır olmasına rağmen seyrettiğimiz, içimizde suçluluk duyguları uyandıran, dramatik ve karanlık bir film değil; seyir zevki yüksek, sevimli ve bir o kadar da güçlü bir film. Belki de bu nedenle sonunun etkisi daha da çarpıcı.

“Escape Robot” gerçekten etkileyici bir film. Savaşın birincil etkilerinin yanı sıra bıraktığı psikolojik yaralara değinmesi açısından da önem taşıyor. Özellikle travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlara işaret ederken savaşın çocuklar üzerindeki etkisinin görünenden daha derine gittiğine de işaret ediyor. Ve yeni hayata uyum süreci içerisinde psikolojik desteğin altını çiziyor.

Film için hazırlanan mikrosite bu konuya ilişkin çarpıcı bilgiler de sunuyor. Buna göre savaş mağdurlarının %50’si çocuk. Dünya çapında 250 milyon çocuk savaştan etkileniyor. Ancak bunun pek azı psikolojik destek görüyor. Sığınma, barınma, yiyecek, su gibi yaşamsal ihtiyaçlar öne çıkarken çocukların ruh sağlığı geri planda kalıyor. Oysa travmalarla başa çıkmayı öğrenmek ve çocukların savaş psikolojisinden çıkmalarını sağlamak, gelecekteki yaşamları için büyük önem taşıyor.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: