Benden Hikayesi – Sait Faik Abasıyanık Belgeseli | | Serkan Dinç
Novarge’ye Teşkkürler
20 Nisan 2020
Dünya’nın En Güçlü İnsanları “Anneler” (Ya talêel al-jabal Şarkısı)
10 Mayıs 2020

Bu yazımda, yaşadığım hayal kırıklığımı yazmak istiyorum. Kitap okuyan, kitap aşığı bir insan değilim ama Sait Faik Abasıyanık hikayelerini çok severim. Birisi Sait Faik’in Abasıyanık kitabı esprisini yapsın, uyuz olurum. Onu çok iyi tanımam ama yinede ona karşı ciddi bir sempatim vardır. İnternette haberini gördüm ilk önce, Sait Faik’in bir filmini çekeceklermiş diye. Çok heyecanlandım. Sonra bu film haberi belgesele döndü. Gün geldi çattı ve belgesel vizyona girdi. Maalesef görev yaptığım Hatay’daki hiç bir sinema salonunda vizyona girmedi. Zaten bana yakın olan Antakya’da iki tane sinema salonu var, işletilmesi ve seyircilerinin sinema izlemek için kültür kapasitelerine bakıldığında, bu sinema salonlarında Şahan Gökbakar ve Şafak Sezer harici birinin filminin yayınlanması bir mucize gibi. Birde üzerine Benden Hikayesi belgeselinin burada gösterime girmesini beklemek… Kendime Ferhan Şensoy’dan Ütopyalar Güzeldir Şarkısını armağan ediyorum.

Çok heyecanla bekledim bu belgeselin internete düşmesini, yorumlarını okuyorum, yorum yazanlar çok etkilendiklerini çok güzel olduğunu falan yazmışlar hep, ben bu yorumları okudukça iştahlanıyorum ve belgesel gözümde büyüdükçe büyüyor. Belgesel YouTube’da yayınlanıyor. İzlemiyorum. Çünkü beklentim büyük, izlemek için en iyi ortam oluşmalı, en iyi şartlar sağlanmalı sindire sindire izlemeliyim diye düşünüyorum. Yaklaşık 1 ay sonra bugün izlemeye karar veriyorum. İlk 3 dakikasında hiç bir diyalog yada monolog yok. Sadece izliyorum. Tıpkı Sait Faik’in hikayeleri gibi. Okumak için yada anlamak için izlemiyorum, hissetmek için izliyorum. İlk izlenimim “çok güzel olacak be!” oluyor. İzledikçe “o kadar da güzel değilmiş be!” diyorum…

Sait Faik’in hayatını, hikayeleri üzerinden anlatan bu belgesel, bir çok insanın bu kadar çok sevmesine rağmen bana göre tam bir fiyasko. Röportaj yapılan insanlar çok alakasız, röportaj yapmak için bir sebepleri yok. Sebepleri olmadığı gibi, röportajda ne anlatacağını bilmeyen insanları çıkarıp, basit planlarla sanki üniversite bitirme projesiymiş gibi bir belgesel hazırlanmış. Açıkçası buna üzüldüm. Belgeselde anlatılan bir kaç hikayeyi, Sait Faik’in Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yayınlanmış kitapları arkasında, onu tanıyan insanların yazdığı yazılarda okuduğumu hatırlıyorum. Yani Sait Faik’in tüm kitaplarının arkasını okusanız bu belgeseli izlediğinizden daha çok keyif alırsınız. Bunun garantisini verebilirim.

Belgeselde Ara Güler ve Sait Faik’in bakkalı ayrıca Selçuk Özarmağan dışındaki tüm isimler çok gereksizdi. Özellikle Selim Özen… Böyle bir girişten sonra, çok büyük bir beklentim oldu, acaba ne anlatacak diye ağzının içine baktım ve sonra bumuydu yani dedim… Cidden Sait Faik bunu hak ediyor muydu? Açıkçası ben böyle bir şey yapmaya niyetlenecek olsam, en son izledikten sonra şunu sorardım kendime. Böyle bir şey yayınlanmayı hak ediyor mu?

Uzun uzun Belgesel hakkında konuşabilirim, şusu güzeldi busu güzeldi anlatabilirim. Hatta Sait Faik hakkında uzun uzun konuşabilirim fakat daha fazla umutsuzluğumu ve yıkılan hayallerimi yazmak istemiyorum. Yinede izlemek isteyenler varsa diye videoyu yazının en altına ekliyorum.

Benden Hikayesi – Sait Faik Abasıyanık Belgeseli İzle

 

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

4 Comments

  1. Canpolat dedi ki:

    Biz Antakya’yı kültür ve medeniyet kenti olarak biliyoruz. Biliyoruz dediğime bakmayın. Öyle duyduk. O kent hakkındaki yorumunuz bende bir hayalkırıklığına sebep oldu. Acaba bu tespitiniz oraya özgü bir durum mu yoksa benzer sosyo ekonomik durumlarda olan diğer kentlerde de durum aynı mı?

    • Serkan Dinç dedi ki:

      Şöyle ki şimdi ben bir sosyolog değilim, aslında yorum yapmak bana düşmez ama terbiyesizlik yaparak bir şeyler dedim. O yüzden açıklamada yapayım. Antakya ciddi anlamda kültür ve medeniyet kenti. Yahudisi, Hıristiyanı, Müslümanı kendi kültürlerine göre kol kola yaşayan, Arap, Türk gibi bol etnik kökene sahip üstelik tarihi olarakta çok önemli bir yer. Ciddi anlamda her yer tarih. Biraz mübalağa edeceğim ama gidin herhangi bir yerde kazı yapın mutlaka bir höyüğe yada mozaiğe denk geleceksinizdir. Tespitimi biraz açayım şimdi. Antakya medeniyet kenti derken, insanların medeni ve kültürlü olması ile ilgili bir medeniyetten bahsedilmiyor 🙂 Daha önceki geçmiş tarihlerdeki medeniyetlerden bahsediliyor. Yoksa sizinde sorunuzla vurgu yaptığınız gibi sosyo ve ekonomik durumu göz önüne aldığımızda benzer diğer kentlerle aynı olabilir. Aynı olabilir diyorum çünkü benzer başka bir kent göremedim. O yüzden karşılaştırma yapamıyorum. Ben daha çok çalıştığım bölge için yorum yapayım. Okuma yazma oranı çok gelişmemiş, çocuk yaşta evliliklerin çok fazla olduğu, tarım ile geçimini sağlayan bir yer. Üniversite okuyan kişiler pılını pırtını toplayıp genelde Hatay’ı terk ediyor o yüzden kültür seviyesi ve yaşam kalitesi yüksek kişilerin sayısı az diyebiliriz. Arapça çok yaygın kullanıldığı için İstanbul gibi büyük kentlere göçüp oralarda tercümanlık yada turizm işi ile ilgilenen çok fazla Hataylı var buda Hatayın kültür seviyesi yüksek insanlarının göç ettiğini çok fazla gösteriyor. Sınır kenti olduğu için suç oranı yüksek ve devlet tarafından çok fazla yatırım yapılan bir bölge değil. Üstelik büyükşehir belediyesi CHP’li olduğu için siz düşünün. İnsanlar genel olarak temel ihtiyaçlarını karşılama çabasında olduğu için hayatlarında estetik ve marjinal fayda aramıyorlar. Böyle yorum şeklinde çok detaylı ele alamadım ama kısa bir özet olarak Antakya böyle bir yer diyebilirim.

  2. Canpolat dedi ki:

    Tarihten gelen o kültürel mirasın günümüzde o kentte yaşam süren halkta ciddi bir yansıması yok diyorsunuz anladığım kadarıyla. Keşke bu kültürel mirasın üstüne bir şeyler koyulsa… Bu durum ortaya çıkmasında ekonomik gerekçeler sanırım ön planda.
    Geçim derdinde olan insanlardan müzikle, bilimle, edebiyatla, sanatla, estetikle, felsefeyle ilgilenmesini bekleyemeyiz. Antakya’da olan durum bu anladığım kadarıyla. Açıklamanız için teşekkür ederim.

Canpolat için bir cevap yazın Cevabı iptal et

%d blogcu bunu beğendi: