Green Book (Yeşil Rehber) İzlemekten Keyif Alacağınız Klişe | Serkan Dinç
Komik Çocukluk Hayallerinin Resimleri
28 Kasım 2020
Fethiye’de Kiralık Ev Aramak, Fethiye ve Emlak Piyasası
6 Aralık 2020

Alper Kirklar’ın, Onur Ünlü ile olan röportaj kitabı Bir Sürü Endişe’de Onur Ünlü’nün bahsettiği bir matematik var. Kitabı taradım fakat maalesef o satırların altını çizmemişim. Bu matematik Disney yapımlarının başarısı ile ilgili. Disney’in başarısının altında yatan en önemli unsurun klişe olduğu gerçeği olduğu hakkındaydı. Hatta bir senaryoyu içinde klişe olmadığı için geri çevirmeleri hakkındaydı sanırım. Bunu okuduktan sonra izlediğim yapımlarda biraz daha dikkatli klişeler aradım. Ve evet, ne kadar marjinal, denenmemiş ya da ters köşe senaryolar izlersek izleyelim içinde mutlaka herkese hitap eden klişeler mevcut. Eğer eserler bir yemek olsaydı bu klişeler mutlaka tuz olurdu. Fazla oldumu yemek yenmez, az oldumu tatsız olur. Green Book filmi de tam olarak yol hikâyesi ve Amerika’nın ırkçı tavırları klişeleriyle süslenmiş izlemekten keyif alacağınız yer yer gülüp, yer yer sinirleneceğiniz ya da karakter ile gurur duyacağınız bir film. Bu filmi izlemeden önce Kayıp Şeylerin Bakım Klavuzu isimli bir filmi yarıda bırakmıştım. İyi ki o filmi yarım bırakıp bu filmi izlemişim diyebilirim…

Yazıma devam etmeden önce bu filmi benimle paylaştığı için @wintergabbai kullanıcılı Tumblr’daki bloga teşekkür etmek istiyorum.

Green Book Filmin Konusu

Green Book filmi gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmış, girişte de belirttiğim gibi Amerikan Emperyalizminin Irkçılığı ve Yol Hikâyeleri çerçevesinde izlerken bizi eğlendiren, sinirlendiren ve gururlandıran bir film. Film sadece ırkların eşitliği hakkında değil, hayatımıza bakış açısı ile ilgili derslerde veriyor. Ünlü Afro-Amerikalı piyanist Dr. Don Shirley’in güneye doğru yapacağı turnenin yolculuğu anlatılahikâyedede Dr. Shirley ve şoförü Tony Lip’in dramatik arkadaşlığını izleyeceğiz. Tony Lip geçmişte çöp kamyonu şoförlüğü yapmış, şimdilerde ise gece klübü tarzı bir restoranda bir nevi fedailik yapmaktadır. Fakat çalıştığı mekân tadilata girdiği için hayatını idame ettirebilmek adına geçici iş arayan Tony, öneri üzerine Dr. Shirley’in şoförlük mülakatına katılır ve dikkat çeker. İlk patlak veren ilgi çekici klişe burada gerçekleşmekte. İtalyan olan Tony, özgürlükler ülkesi Amerika’da evine tamire gelen 2 zenciye kötü gözle bakarken şimdi ise bir zencinin himayesi altına girecektir. Fakat olay tamamiyle duygusal. Hayatını idame ettirmek için, kişisel fikirlerini bir kenara bırakıp profesyoneller gibi zenciye hizmet etmeyi kabul eder. Hadi ama Tony sen nasıl bir ırkçısın? Burada Tony’nin aslında ırkçı olmadığını, filmin başında dramayı attırmak için o iki zenciye bakış açısını izledik diye düşünüyorum…  

Çivi Çiviyi Söker “Irkçılığa Karşı Irkçılık!”

Aslında Tony’i film başladığı ilk an yargılamaya başladım. Düşünsenize İtalyansınız, Irkçı Emperyalizmin beşindesiniz ve sizin gibi toplum içinde ayrımcılık gören başka bir ırk’a karşı ırkçılık yapıyorsunuz! Bu biraz bana mantıklı gelmemişti ancak sosyal medyanın olmadığı, toplulukların gazete ve televizyon üzerinden kolaylıkla manipüle edilebildiği 1960’larda böyle mantık aramakta aslında pek sağlıklı düşünce değil. İtalyan’da olsan, Fransız’da olsan beyaz olduğun için üstünsündür fikri ile öğrenilmiş bir ırkçılık bu. Fakat beyazlar içinde de ırkçılık devam etmekte. Sırf beyazsın diye ırkçılığa maruz kalmayacağını zannetme. Beyazsın ama İtalyansan, Çinliysen yine de ırkçılığa maruz kalacaksın demektir. “Amerika’daki Ruslardan bahsetmek bile istemiyorum.Hain komünistler (: Yine de filmin ilerleyen dakikalarında Tony’nin maruz kaldığı ırkçılıkla, kendi yaptığının arasındaki farkı görmesi ve tüm düşüncelerini değiştirmesi, filmdeki bir başka klişemiz.  

Irkçılık üzerine filmleri seviyorsanız, ırkçılıklığa karşı selam çakan Freedom Writers filmini de izlemenizi tavsiye ederim. İdealist bir öğretmenin, ırkları ve statüleri sebebiyle dışlanan öğrencileriyle birlikte yaptıklarını anlatan gerçek bir hayat hikayesi.

Sosyal Mesajlar

Film ırkçılık üzerine hikâye olsa da kişisel gelişim üzerine de mesajlar vermekte. Bu mesajlardan birkaç örnek verebilirim ancak yazıyı kısa tutmak için sadece birinden bahsetmek istiyorum. Dr. Shirley verdiği konser esnasında şoförü olan Tony’nin diğer şoförler ile birlikte kumar oynaması ile ilgili. Dr. Shirley, Tony’i kumar oynarken yakaladığında, kendisinin de imajına ters düşeceğinden ötürü Tony’i azarlıyor. Ve azarlarken Tony herkesin oynadığı hakkında savunma yaparken Dr. Shirley şu kilit cümleyi Kuruyor; “Onların içeride ya da dışarıda olmak gibi bir seçenekleri yoktu. Ama senin vardı!” Bu çok önemli bir mesaj değil mi? Her zaman karşımızda seçeneklerimiz var. Seçtiğimiz seçenekler ise bizi biz yapan kararlar. Fakat bu kararları verirken şunu düşünmemiz lazım. Kimiz ve ne olmak istiyoruz? Eğer dışarıda dizlerimizin üzerine çöküp kaybetme ihtimaline rağmen kazanmak için zar mı atacağız yoksa başarılı insanların olduğu bir odaya girip, yeni insanlarla tanışıp kazanmak ya da başarılı olmak için çabalayacak mıyız? Buna karar vermemiz ve hayatımızı her zaman bunun üzerine kurmalıyız. Şoförde olsanız godomanlarla tanışma şansınız varsa her zaman onlarla tanışın. Yeni iş fırsatlarının nereden geleceği, yeni edindiğiniz dostların size nasıl yararının dokunacağını bilemezsiniz. Ama kaybetmek ihtimaline rağmen zar atsam size o an üç beş kuruş kazandırsa bile orada edineceğiniz düşmanlar ve çevre sizi dipsiz bir kuyuya çekebilir.

Hayatı Daha Kaliteli ve Zevkli Yaşamak İçin Kişisel Gelişim!

Yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum ama çok hoşuma giden bir sahne daha var. Bundan bahsetmek istiyorum. Dr. Shirley, Tony’nin diksiyonundan rahatsızdır. Mevkisi ve konumu itibari ile bu da oldukça doğal. Tony’den diksiyonu üzerine biraz daha dikkatli olmasını rica eder. Sonuçta bulunacakları ortamlar eğitimli, görgü kurallarına dikkat eden, tabiri caiz ise kaliteli insanlardır. Bu tarz insanların arasında dikkatsizce seçilmiş kelimeler Dr. Shirley’in imajını olumsuz etkileyebilir. Ve bu ortamlarda kendisi takdim edilirken Tony’ninde takdim edilme ihtimali olmasına karşın, Tony’den soyadı hakkında bir kısaltma daha kolay telaffuz edilecek bir düzeltme ister. Öneride bulunur. Tony’nin soyadı telaffuz edilmesi zor bir kelimedir gerçekten. Fakat Tony’i bu konuda takdir edeceğim bir uzlaşma yoluna gider. “Benden çok daha zeki, çok daha eğitimli, konuşmasını bilen onca insan soyadımı söyleyemiyorlar mı?” Bu da çok hoşuma giden bir replikti. Düşünsenize toplum normları var, nezaket kuralları vs. kendimizi bir kalıba sokmak için onca çaba veriyoruz. Bu insanlar adeta benliğimizden vazgeçiyoruz ama onlar kalkmış daha soyadımızı doğru düzgün telaffuz edemiyorlar! Gerçekten rahatsız edici bir durum değil mi? Tony Lip’inde dediği gibi o zaman “Beğenmiyorlarsa bir yerlerine soksunlar!” Yani kendimizi geliştirirken, eğitirken birileri için değil, kendimiz için yapmalıyız bunu. Aksi halde gelişmemizin ne anlamı var ki? O kadar şey öğreniyoruz, kendimize yeni hobiler ediniyoruz peki niye? Birkaç kişinin gözünde mevkii sahibi olmak için mi? Hayır, yaşadığımız hayatı daha kaliteli yaşamak ve daha çok zevk almak için.

Green Book Filminden Fotoğraflar

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: