Freedom Writers Filmi Hakkında Sohbet | Serkan Dinç

Freedom Writers Filmi Hakkında Sohbet

Elektrik Savaşları (The Current War) Film Yorumu
13 Eylül 2019
The Blacklist 7. Sezon 1. Bölüm (Louis T. Steinhil) Yorumu
8 Ekim 2019

Freedom Writers Filmin Konusu

Büşra: Öncelikle filmimiz yaşanmış, gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Kaliforniya Long Beach’te bir okulda göreve başlayan Erin Gruwell, birçok açıdan zor bir öğrenci grubuyla karşı karşıya kalıyor. Özgürlükler ülkesi dünya harikası (!) Amerika’nın öteki yüzünü bu filmde açık bir şekilde görebiliyoruz. Sınıfta Latinlerden, Asya kökenlilere kadar uzanan bir kimlik çeşitliliği mevcut. Ayrıca öğrencilerin neredeyse hepsi bir şekilde suça karışmış alt sınıfa mensup ailelerden geliyor. Öğrenciler sadece eğitim ortamından ve öğretmenden değil birbirlerinden de nefret ediyorlar. Erin Gruwell ise öğrencilerini önce birbirleriyle daha sonra ise eğitim ortamıyla barıştırmaya çalışıyor. Bir taraftan da yerleşik eğitim sistemi ve eğitim politikaları ile mücadele ediyor.

Serkan: Günümüzde okullarda yavaş yavaş unutulduğunu düşündüğüm bir konu hakkında canlı kanlı bir örnek ortaya çıkmış ve bunun filmini yaparak tüm dünyada farkındalık yaratacak bir yapıt ortaya konulmuş. Oyunculuklar iyi miydi tartışılır, bazı konular havada kaldı mı tartışılır ama vermek istenen mesaj yerine ulaştı mı? İşte bu filmin başarısı. Hani eğitim ve öğretim yılı diyoruz ya, artık okullarda pek eğitim yok. Full öğretim üzerine kurulu bir sisteme dönüşmüş durumda. Ve bu film eğitim hakkında çok güzel bir örnek.

Ufak tefek eleştiriler

Büşra: Filmin konusunun yeni bir şey olduğunu söyleyemem hatta klişeleşmiş bir konu bile diyebilirim. İşin açığı izlerken gerçek bir hikaye olduğunu da bilmiyordum. Sonunda yaşanmış bir hikâye olduğunu görmek mutlu etmedi desem yalan olur. Oyunculuk açısından zayıf kaldığını hissettirdi film bana hatta yer yer çiğlik hissettim bile diyebilirim. Muhteşemdi beni ağlattı diyemiyorum. Ama zamanım çöp oldu hissine de kapılmadım. Belki de V for Vendetta’dan sonra izlenmiş olmanın azizliğine uğradı:)

Birçok sahnenin havada kaldığını hissettim. Boşanıyor olmasının sunduğu eğitim önerisine engel olarak atılması. Eşiyle ilgili sahnelerin neredeyse tamamı çok havada kalmıştı.

Havada Kalmış Sahneler

Serkan: Senin bahsettiğin karı-koca ilişkisinden daha çok havada kalmış/eksik kalmış sahne olduğunu düşünüyorum. Belki o sahneler devam ettirilse filmin gidişatı hakkında daha seyri hoş bir şeyler ortaya çıkabilirdi. Çünkü insan o ne oldu, o neden oldu diye kafasında sürekli sorular soruyor. Bu seferde konu bütünlüğü dağılıp seyri hoş olan bizi tatmin eden bir film olup, anlatmak istediği konuyu anlatamayabilirdi. Karı koca ilişkisi konusunda bence senin dediğinin aksine ben pek eksik bir şeyde göremiyorum. Hatta ben bu şekilde boşanmalarını değil de, adamın karısını aldatmasını bekliyordum işin açıkçası. Aldattığını öğrenip küserler bir yıkılış olur. Öğrencilere de bu yıkılış yansır ondan sonra biraz zaman geçtikten sonra barışırlar öğrenciler mezun olur mutlu son gibi falan aklımda alternatif son bile kurmuştum. (Filmin gerçek bir öyküden uyarlandığını bilmiyordum bunu düşündüğümde. Eğer bilseydim bu kadar mutlu son hayali kurmazdım.)

Bir inanış hikayesi

Büşra: Olaya nasıl bakacağını ve hayatında bir karşılığı olup olmadığını merak ediyorum açıkçası.

Filmin hikayesi aslında çok ütopik değil. İnsan inanınca Allah’ın yardımıyla başarıyor. Benim buna benzer bir hikayem var aslında. Bayan G.‘nin gözlerindeki parıltı ve içinde uçuşan kelebekleri görüp hissedebiliyorum. Mezun olduktan sonraki yıl 1 sene öğretmenlik yaptım. Biraz elit biraz da varoş bi okuldu iç dünyası olaylı bir okuldu biraz. O yüzden aşkla görev yaptığım 1 yıl bana 10 yıllık tecrübe kazandırdı. İdealist olarak nitelenen ve bıkıp yorulması beklenen öğretmenlerdendim. İlk dönem 5 ve 6.sınıfların dersine girdim. İkinci dönemin ortasında müdür beyin ani kararıyla birden 5-6’lardan alınıp 7-8’lere girmeye başladım. Ama birinci dönemden beri giriş çıkışlarda her karşılaştığımızda bana “Abla, bilmem kimi tanıyor musun ona çok benziyorsun” diye soran bir kız öğrenci vardı. Artık onun da dersine girmeye başlamıştım. Ben düzene, ani değişikliğe alışmaya çalışırken nasıl oldu hatırlamıyorum bu çocuk benle sıkı bir iletişime geçti. Öğretmenler odasında uyarıldım tabi hemen ‘Aman hocam, uzak dur. Aman yüz verme bulaşır’ gibi bir sürü cümle duydum. Tabi öğrencinin o zamanki durumundan bahsetmem gerek kısaca önce. Bu, 8. sınıfa giden bir kız öğrenci, tavırlar tamamen erkeksi, jilet çekiyor, sigara kullanıyor. Uyuşturucu içli muallak. Küfür kıyamet ağız. Saygı yok sürekli bir atar hali. Sen anlamazsın hocaa modlarında. Arkadaşları tarafından ne dışlanabilen ne içlerine alınabilen bir yapıda. Sürekli eşofman ile geziyor falan. Her neyse ben pes etmedim. Bu çocuk ilgiye şefkate ve ona birilerinin içindeki cevheri göstermesine muhtaç dedim. Zor muydu çok zordu. Ama Allah’a güvenip dönmedim yolumdan. Ne zaman yorulacak olsam pes etme Büşra eğer bu çocuktan bir cevher çıkarabilirsen bu senin dünya ahiret azığın olacak deyip motive ettim kendimi. Peşime takılıp evimi bulmadığı mı kalmadı. Yoksa benim başka bir yerde işim varken peşime takılıp gelmesi mi istersin. Bir ara bıçağı takacak diye düşünmedim değil işin açığı. İdare ile başımı derde soktu. Hoş benden ziyade başkasının başı derde girdi. İyi de oldu anlatırım o meseleyi de sonra. Ama ben anaç davranmaya çalışıp onu hep anlamaya çalıştım. Ve ufak ufak alttan alta ne yapması nasıl davranması gerektiğine dair bir yol haritası çizmeye çalıştım. Ve sanırım başarılı oldum Serkan hamd olsun. Ben geçen ay o çocukla oturup kahvaltı ettim ve karşımda sevimli mi sevimli bir hanımefendi vardı. 2 yıl olmuştu görüşmeyeli. ilk peşime takılıp hayatında ilk kez metrobüse bindiğinde yanımda olmasından utanıyor çevreye bakmıyordum tavırlarından ötürü. Geçen ay ikinci kez benimle metrobüse bindi ve onu o ilk gittiğimiz yerde bir mekanda kahvaltıya götürdüm. Karşımda hayattan umutlu, hayalleri olan, doktor olmak için gecesini gündüzüne katıp çalışan bir FzB gördüm. Bu kendine verdiği isim 🙂 Lise 3’e geçti ve her iki yılı da birincilikle bitirdi. Edebiyatı ve şiiri de ihmal etmedi bu süreçte. Şimdilerde ona insan olabilmenin her şeyin üstünde olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ha tabi sigarayı bana verdiği söz üzerine kademeli olarak bıraktı. Jilet vb arabesk falan uzak duruyor. Kuş gibi cıvıldıyor ve bana hayat enerjisi aşılıyor. Bu yüzden Bayan G. bende çok anlamlı. İnanmanın ve güvenmenin insana şifa olduğuna iman ediyorum. Hatta ona da bahsettim son görüşmemizde senin elinden tutulması gerekiyordu ben tuttum. Sana düşen de bundan sonra her yerde gördüğüne elini uzatmak her ne kadar seni yanına çekme ihtimali de bulunsa diyorum. Şimdi onunla en büyük hayalimiz onu muayenehanesinde ziyaret etmem ve onun bana çay ısmarlaması inşallah nasip olur sen de dua et olur mu 🙂

Neyse Konumuza Dönelim

Serkan: Film birden fazla gözle/anlatımla ilerlediği için bir çok noktayı kaçırdım. Mesela ilk sahnelerde Eva’nın gözlerinin önünde birisinin vurulmasının ardından Erin’in öğretmenlik için o çatlak müdür yardımcısı öğretmenle konuştuğu sahnenin gelmesinden dolayı Erin’i ilk önce Eva’nın büyümüş hali sandım. Öyle bir konuşuyordu ki o küçük kız azim ve hırs göstererek kendi devrimini yapmış, yaşadığı bataklıktan kurtulmuş ve onun gibi gençlerin kurtulmasına ilham olmak, onlara destek olmak için ideolojik bir düşünce yapısıyla öğretmen olmuş gibi düşündüm ve sonra farkına vardım ki bu iki karakter farklıymış. Filmin farklı gözlerle anlatılmasıyla, film boyunca farklı hayatlar hakkında empati kurabildik. Yeterli miydi? Ya da sadece Erin’in bakış açısıyla olayları takip etsek yeter miydi? Tartışılır ama bizim yediğimiz yemeğimizin lezzeti bu, aşçı yemeği böyle marine etmeyi uygun görmüş diyelim.

Zenci Sokaklarında Yahudiler

Zencilerin, Meksikalıların ve Asyalıların sokaklarda yaşadığı sorunlarla, Yahudilerin yaşadıkları hakkında bir biriyle empati kurmaları ve Yahudilerin yaşadığı zulümlerden ilham almaları beni çok şaşırttı. Siyah Panterlerden, A.K.A. (Mahlas) olarak kendine Makavelli ismini seçmiş olan Tupac Shakur’dan söz eden bir öğretmenin 2. Sınıf insan muamelesi görmüş topluluklara kendini dünyanın hakimi, tüm insanların kendilerine köle olarak yaratıldığını düşünen bir topluluktan ilham almasını sağlaması bana büyük bir ironi gibi geldi. Düşünsene dünyadaki ilk kölelik düzenini kuran milletsin, kendinin insan olduğunu ve diğer tüm toplulukların kendilerine hizmet etmeleri için hayvandan insan olduklarına inanan bir kavimsin ve boş otobüste ayakta gitmek zorunda kalan, kakao bahçelerinde çalışıp hiç çikolata yiyemeyen, ahırda yatmak zorunda kalan bir kavime ilham oluyorsun… Üstelik hakkında İsrail devletini kurmak saf Yahudileri ayrıştırarak zorunlu göç etmelerini sağlayan ve tüm dünyaya bunu Letonyalıların, Ukraynalıların ve Almanların zulmü gibi gösterip acınma sağladığı gibi komplo teorileri bulunan olaylarla yapıyorsun. İşte bu gerçek Emperyalizmdir bence…

İdeolojisi Emeklilik Ve Başarısını Kaybetmemek Olan İnsan Profili

Şu 3 ve 4. Sınıflara öğretmenlik yapan Margaret ne kadarda tanıdık değil mi? Mutlaka senin de hayatında bu tarz insanlar çok olmuştur. Ben girdiğim her iş ortamında mutlaka bunlardan biriyle çalıştım. Gerçekten umut kıran, insanın yaşama enerjisini emen bir profil. Geçmişte yaşadığı başarılarla övünüp ve bu başarıların kabuğuna yani güvenli alanına çekilmiş. Yaptığı işte belirli bir formül bulup yaptığı işte rutin yakalamış tek ideolojisi emekliliği olmuş bu insanlar maalesef her zaman her yerde varlar. Ve filmi izlerken şunu düşündüm bu insanlar iyiki varlar. Çünkü bir ideoloji uğruna savaş verirken karşına çıkan zorluklar ne kadar güçlüyse verdiğin savaş o kadar başarılı olur. Ve hatta şimdi tam olarak anımsayamıyorum ama; ya BM’nin ilk toplantısında yada Basel’de 1. Siyonist Kongre’de Theodor Herzl tarafından kurulmuş bir cümle bunu çok iyi anlatıyor. Derki: Düşmanımız kızılları yendiğimize göre ve düşmansız bir ideoloji olamayacağı için rotamızı yeni hedefimiz olan yeşil sancaklılara çevirmeliyiz. Yani anladığın üzere yıkılan Rus imparatorluğundan sonra düşmanları Müslümanlar olarak başta Osmanlı olmuştur. Makrodan, mikroya dönersek bu filmdeki kadın olmasaydı işler daha kolay ilerlerdi fakat bu kadar büyük projelere ve bu kadar medyatik olmazdı. Ne kadar emek verilirse başarıda o kadar büyük olur. Eğer Erin kendi çaba sarf etmeden kitapları almış olsaydı, çocukların o kitaplara bu kadar değer verir miydi tartışılır. Yada çocuklar kendileri çaba sarf etmeseydi para toplamak vb. etkinlikler yapılmasaydı medyaya çıkıp başarılarını tüm ülkeye gösteremezlerdi. Basit etkinlikler yapıp kendilerini geliştirmek bir yana, yaptıklarıyla tüm ülkeye isimlerini duyurup motive olmak başka bir yana.

Baba Ve Sistemin Kurucusu Olan Dr.

Erin’in babası ve okuldaki eğitim programının kurucusu şu zenci kodamanın Erin’in işlerine karşı olan duruşları gerçek hayatta olanlara ne kadar bağlı kalınarak anlatılmış çok merak ediyorum. Çünkü baba ve Dr. Her zaman Erin’e mesafeli. Yol gösterici desem pek yol gösterici gibi gelmiyor, destek verici desem yine kendilerini hep geri plana çekmiş durumdalar. Baba karakterinin kızını koruması gibi bir görevi olduğu için mi acaba diye düşünüyorum. Dr. ise Erin’e olan desteğinin hep mesafeli oluşu acaba programı kuran ve yöneten kişi olmak ile okul müdürü olmak arasındaki fark/bürokrasi midir tam çözemedim.

3-4 Sınıflara Eğitim Vermek

Son olarak değinmek istediğim konu seninle hemfikir olduğumuz 3 ve 4’lere eğitim verme konusu. Ben şöyle bir teşkilatlanmanın içinde bulundum. İçerisinde gençlere, öğretmenlere, ekonomistlere yani bir çok kesime hitap eden bir teşkilatlanmanın siyasi ayağında bulundum. Ve bizim teşkilatlanmadaki temel prensibimiz gençleri ilk önce gençlik derneğimize alıp burada ahlak ve maneviyat yüklemek. Ardından kendi yetenekleriyle ümmete ve dünyaya yararı olacak şekilde bir topluluğa yönlendirerek hak için mücadele etmesini sağlamaktı. Yani diyelim ki genç dediğimiz kişi üniversiteyi bitirdikten sonra iyi bir ekonomist olduysa bunu ekonomi ile ilgili kuruluşumuza yönlendirmek ve mesela faiz sistemine karşı yeni bir sistem kurması için mücadele vermesini sağlamaktı. Yani filme entegre edecek olursak 1 ve 2. Sınıfı dernek üzerinde okuyup gerekli eğitimi aldıktan sonra 3 ve 4. Sınıflarda başka bir öğretmen ile eğitimini devam ettirmekti. Teşkilatlanmamız baya geniş fakat katılımcı sayımız düşük olduğu için biz daha çok siyasete önem verirdik. Bu sebeple ben kendi teşkilatlanmamda yeterli yüklemeyi yaptıktan sonra bir çok arkadaşımı ilçe gençlik kollarından il gençlik kollarına geçmesini sağladım. Yeni bir sınıfta bazıları başarılı oldu, bazıları ise yeni ortama adapte olamadığı için okulu bıraktı diyebiliriz. Yani bu olay kimi zaman olumlu geri dönüş yaparken kimi zaman ters tepebiliyor. Bana kalırsa gerçek başarı 1 ve 2. Sınıfları okutup onları bıraktıktan sonra tekrar aynı başarı ivmesi ile devam ediyorlarsa bu gerçek başarıdır. Elbette bunlar genç insanlar olduğu için Margaret profilindeki öğretmenlere yani düşmanlara denk geldiklerinde eğer yeterince güçlü değillerse yenilip sistem içinde yok olabilirler. Tabi gerçekten içlerindeki ilham duygusu tetiklenmişse daha büyük başarılarda kazanabilirler. Bu büyük bir kumar.

Büşra: Bayan G. hakkında bir eleştirim olacak sadece. Ben onun yerinde olsam 3-4’te de okutmak için bu kadar çabalamazdım. Neticede bu onları hocaya bağımlı kılar diye düşünüyorum. Bu çocukların başka hocalara da kendini ispatlaması gerekirdi diye düşünüyorum tabi yanlış da olabilirim ama ben tercih etmezdim. Çünkü nasıl olsa ben okulda olacağım ve istedikleri zaman ulaşılabilir olacağım. Okul dışı irtibatı sağlam kurmaya çalışırdım:)

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Sosyal Medya, Kurumsal - Kişisel Web Sitesi ve E-Ticaret sitelerinde çözümler üretiyorum. Şuanda Pio Ajans, Sosyalimci gibi dijital hizmetler veren kurumlara destek veriyor ve freelance çalışmalarıma devam ediyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: