İzledim: Primal Fear (İlk Korku) | Serkan Dinç
The Blacklist 9. Sezon 5. Bölüm (Benjamin T. Okara)
20 Kasım 2021

Primal Fear, Türkçe ismiyle İlk korku filmi tanınmış bir psikoposun öldürülmesi ve olay mahallinde kaçan onun müritlerinden bir delikanlının soruşturma ve mahkemede yaşanan kovuşturma aşamalarını farklı boyutlarla bize anlatıyor. Aslında bu filmi 4 Kasımda izledim fakat Sosyal Medya’nın kontrol edilemez linç gücü yüzünden günümüzde gerçekleşen talihsiz bir şekilde Başak Cengiz’in cinayetine karşı empati yapabileceğimizi gösterebilmesi için bu film hakkında yazmak istedim. Bu cümleyi okur okumaz ne diyorsun lan sen diyeceğinize eminim. Fakat bu konu hakkında düşünmenizi istemeden önce filmden bahsetmek istiyorum. Yazı bol spoilerlı olacak.

İlk Korku

İlk Korku filmini izlemek istiyorsanız psikolojik etkisi yüksek suç filmi izleyeceğinizi söyleyeyim. Film gençlerden kurulmuş büyük bir cemaati olan psikoposun kendi evinde öldürülmesi ve olay mahallinde kanlar içinde kaçan bir delikanlının yakalanması ile başlıyor. Haberlerde olayı gören ve şüphelinin yakalanışına şahit olan üst düzey ve hırslı avukatımız  Martin Vail bu delikanlının masum olduğunu hissediyor ya da ölüm cezasından kurtulmasını ümit ederek şüpheli olan Aaron’un müdafisi oluyor. Film boyunca karakterlerin gelişimini, olayların gelişimini ağır ağır izleyeceğimiz için, film ağır kalabilir. Fakat anlatmak istediği, verdiği mesaj düşünen insanlar için önemli olduğundan sıkılmadan filmin sonunu getirebileceklerine inanıyorum.

Gerisi Spoiler ve Cinayet Hakkında

Parçalanmış (Split) filmini izlemişsinizdir. Çoklu kişilik bozukluğu hastalığını anlatan bu film ile ilk olarak bu hastalığı tanımıştım. İlk Korku filminde ise şüpheli olan Aaron bu hastalığı ve doğurabileceği sonuçlarını hatırlıyorum. (Gerçi kronoloji olarak İlk Korku filmi daha önce) Ruhsal hastalıkları olan insanlar serbest bir şekilde sosyal hayatlarını yaşıyorlar. İstatistikleri bilmiyorum fakat muhtemelen Ruh sağlığı bozuk birinin ve ruh sağlığı yerinde olan birinin suç işleme potansiyellerinin birbirinden çok farklı olacağını sanmıyorum. (Hatta çoğu suçlunun gizli ruh hastası olduğu kanaatindeyim.) Bu yüzden bu ve benzeri filmler bana her zaman suçun tanımını, suçlunun tanımını ve cezanın ne olduğunu sorgulatıyor. Onur Ünlü‘nün Röportaj kitabı olan Bir Sürü Endişe kitabında altını çizdiğim şöyle bir yer var;

bizim amacımız ne? Siyasetten, sosyal hayatımıza kadar ki Türk milleti olarak politik bir milletiz sosyal hayatımızı da bir noktada siyaset oluştururken insanları suçlu/suçsuz bulup onlara hak vermek ya da hak vermemek ile uğraşıyoruz. Fakat hiçbir zaman gerçekleşen eylemlerin çıkış noktasını incelemiyoruz ya da bu eylemlere çift taraflı bakmıyoruz. Yani bizim açımızdan suç ancak ya onun açısından? Eğer onun açısından suç değilse buradaki asıl suçlu o değil biz oluruz. Bu bizi bir Müslüman olarak Allah’ın istediği kul olamadığımızı gösterir. Çünkü Allah Kur’an’da da bahsettiği gibi iyiyi ve cömertliği önerir. Fakat biz Kur’an’ı günahlarımıza ortak ederek onun adına kişileri hem suçlu bulup hem de onlara Kur’an adına cezalandırıyoruz…

Başak Cengiz Cinayetinde Suçlu Kim?

Ortada bir suç var, suçluda belli ve toplum suçlunun cezalandırılmasını istiyor. Bu doğrultuda özellikle feminist tarafı güçlü sosyal medya kanalları ve aktivistler ağır linç girişiminde bulunuyor. O kadar ağır yorumlar yapılıyor ki suçlu şahsı ellerine versek kendileri öldürecek. Ama iddiaya göre suçlunun zihinsel eksikliği var. Bu tabii ki bir af bahanesi olamaz, yaşanan çok talihsiz bir olay ancak Onur Ünlü’nünde dediği gibi eylemlerin çıkış noktasını, ilk hareketi neyin verdiğini araştırıp buna çözüm bulmuyoruz? Her zaman suçlunun cezalandırılması ve suçtan nasıl korunacağımız tartışılıyor fakat suçun meydana gelmemesi için şartları uygun konuma getirmek için mücadele etmiyoruz? İşte bu yüzden Başak Cengiz’in katili hepimiziz.

Katilin annesi yaptığı açıklamada; “yaşananların savunulacak bir yanı yok; bunu olayın faili olan oğlum da açıkça ikrar ediyor” diyor, kimsenin yapmadığını yaparak suçun ilk çıkış noktasını fark edemediği için kendisini suçluyor fakat aktivistler ve sosyal medya fenomenleri hâlâ suç etolojisi hakkında yorum yapmak yerine anneye kin, nefret ve öfke kusuyor. Bu zihinsel kabızlık karşısında şaşırıyorum çünkü bu suçlunun neden bu hale geldiği araştırılması, o kılıcı nasıl temin ettiğini araştırılması, akıl sağlığı yerinde olmayan hastaların nelerden etkilendiği ve topluma nasıl hazırlandığı konusunda öneri, linç ya da bir kampanya görmüş değiliz. İşte bu yüzden akli dengesi yerinde olmayan bir kişi yaptığı eylemin sonuçlarını düşünemeden harekete geçip suç işliyor ise onu topluma hazırlayamayanlar ya da bu uğurda mücadele etmeyenler olarak asıl suçlu biziz!

Ya bu konu hakkında, bu konu ve filmi karşılaştırara konuşmak istediğim çok şey var ama o kadar can sıkıcı bir durum, durduk yere sinir kat sayım artıyor. Böyle olayların yaşanmaması için Allah’a dua etmekten başka bir şey yapamamak çok can sıkıcı bir durum. İnşallah kadın / erkek kimsenin başına böyle talihsiz olaylar gelmez.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: