The Platform "Sistem Eleştirisi Değil Sistem Önerisi" | | Serkan Dinç
Lilith ve Havva – Yuri Klapoukh
11 Nisan 2020
Marx’ın Dönüşü Tiyatro Oyunu ve Oyun Hakkında
12 Nisan 2020

 

Anarşizmde, popüler kültür erozyonu yaşanıyor. Toplumsal otoriteyi, hiyerarşiyi ve tahakkümü eleştiren ve bu düzeni yıkmak için propaganda araçlarını, anarşistlere, eleştirdikleri sistem sağlıyor. The Platform’da bu demek istediğim şeyin en güzel ve en son örneği. Dün gece bir haftanın sonunda La Case de Papel’i bitirdim ve yine aynı düşünceleri düşündüm, az evvel bu filmi izledim ve tekrardan ayni fikirdeyim. Öncelikle şu dikkatimi çekti, İspanyol sinemasının dünya üzerinde parmakla gösterilen eserleri hep sistem eleştirisi üzerine yapımlar. Acaba algıda seçicilik mi diyorum bilemiyorum ama İspanyollar anarşistlik konusunda başarılı gözüküyor.

Dikkar! Bol bol spoiler vererek yazacağım.

The Platform hakkında yorumları okurken herkesin bu filme karşı ağızlarının sularının aktığını görüyorum. Ortak fikir olarak  film içerisinde metaforlar, ironiler, eleştiriler barındırıyor. Harika bir eleştiri. Kimisi ise daha marjinal olarak filmin harika olduğunu ama biraz mantık hatası olduğunu savunuyor bu yüzden puan kırmışlar ama kimse filmin içindeki sistemi eleştirmiyor. Film kusurlu! Film, dedemin Facebook’ta paylaştığı “2 gün Cocacola almazsak İsrail ekonomik krize girecek” paylaşımı kadar kusurlu. Ve bu kusurdan kimse bahsetmiyor. Herkes sistemi eleştirmenin vermiş olduğu marjinalliği savunuyor. Ama kimse sistemi eleştirmeyi savunmuyor!

Film adına Delik denilen bir yapıda geçiyor. Buraya bir çok kişi yorumunda Hapishane demiş. Hapishanelere gönüllü olarak girilmez. Film mantıksız ama yinede bir mantık arayacak olursak katil bir adam tımarhane mi delik mi sorusuna gönüllü ve bilinçli olarak deliği seçiyor. Başka biri cezasını çekmek için buraya geliyor, başka biri zaten ölecek olduğu için buraya gelmeyi göze almış başrolümüz ise diploma almak, kitap okumak ve sigarayı bırakmak için burada. Burası olsa olsa ihtiyaç sahibi insanların hayat mücadelesini izlemek için zenginlerin kurmuş olduğu bir şov yeri olabilir. Sadece Delik’in ne olabileceği hakkında fikir yürütüyorum.

Delik’te katlar var. filmin en sonunda kaç kat olacağını görüyoruz. Toplam 333 kat mevcut. Ve yemek Delik’in en üst noktasından başlayıp en alta kadar bir platform üzerine iniyor. Tabi en üst kattakiler bolluğun vermiş olduğu rehavetle tüm ihtiyacından fazlasını yiyerek yemeği tüketiyor yada onlardan aşağıdakilerin eziyet çekmesini isteyerek yemeğe tükürüyor, işiyor bir şekilde zarar veriyor! Filmde bu yemek etkeniyle yani yaşamak için lazım olan en temel  ihtiyacımız yemek ile Delik’teki insanlar sınanıyor ve bunun üzerinden insanlara ders verilmeye çalışılıyor, metaforlar yapılıyor, bütün o salya sümük yorumlar işte bu platformdaki yemek üzerinden yapılıyor.

Film şunu savunuyor. Herkes ihtiyacı olduğu kadar yemek yerse 333 katın hepsi doyar ve kimse aç kalmaz! Film kendi içinde bu savunduğu tezi çürütüyor. Film hatalı. Nasıl mı? 6. Kattayken Goreng kendisine söylendiği gibi eğer herkes ihtiyacı olanı kadar yerse kimse aç kalmaz tezine dayanarak platformun üzerine çıkıyor ve herkese eşit miktarda yemek dağıtmayı amaçlıyor. Bu doğrultuda ilk 50 kata yemek vermiyor. Çünkü zaten ilk 50 kat her gün düzgünce yemek yiyor, bir gün oruç tutsalar bir şey olmaz. 51. kattan sonra yemek vermeye başlıyorlar. Bazı katlarda daha fazla yemek için sorun çıkartanlar oluyor, bunlar yemek yerine şehadetin kanlı suyunu içiyorlar. Yani hiç yemek yemiyorlar. Bazı katlarda ise zaten yemek olmadığı için intihar edenler yada yanındaki arkadaşını yiyenler oluyor yani yemeğin herkese yeteceği düşüncesindeki “herkes” orada değil. Bir kısmı bu yemeği yiyemiyor. Yani yemeğin artması gerekiyor fakat yemek daha 250. katta gelmeden bitmiş oluyor. Sürpriz! Her bir metaforu, ironiyi bu sistem üzerine kuran filmin kurduğu sistem hatalı. Hatalı bir yapı üzerinden dünya düzenini eleştiriyor…

İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak için şiddete başvuruyor. Onur Ünlü’nün her zaman aykırı bir din anlayışı olmuştur. Tasavvufu anarşi ile destekler. İtirazım Var filminde Serkan Keskin’in verdiği vaazda dediği gibi Ebu Zerr’in “Gece yatağa aç girip sabah kılıcını kuşanmayanın aklına şaşarım.” sözünü bu filmde çok net görüyoruz. İnsanlar birbirlerini öldürüyor çünkü ihtiyaçları var. Belki de bu film herkesin ağzının sularının akıttığı yorumlar yaptığı bir sistem eleştirisi değilde bir sistem destekleyicisidir. Dünya nüfusunun çok olduğunu ve azaltılması gerektiğini savunan düşüncenin destekçisidir. Çünkü filmde düzelen bir sistem yok, hep bir birini tekerür eden bir sistem var. Doğum kontrol altına alınmayıp sürekli nüfusun kendini yenilediği, insanlar öldüğü halde yerine yeni insanların geldiği ve açlığın devam ettiği bir sistem var. Bu sistemde paylaşmak yeterli değil. Çünkü paylaşacak kadar kaynak yok…

Daha hakkında konuşulacak o kadar çok nokta var ama insan yazarken bu noktaları atlıyor yada benim gibi tembel biri ise, yazmaktan vazgeçip yazıyı burada bitirmeye karar veriyor.

Anarşizmde, popüler kültür erozyonu yaşanıyor. Toplumsal otoriteyi, hiyerarşiyi ve tahakkümü eleştiren ve bu düzeni yıkmak için propaganda araçlarını, anarşistlere, eleştirdikleri sistem sağlıyor. Burada demek istediğim fikri bir sonraki yazacağım La Case de Papel yazısında açıklayacağım.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

2 Comments

  1. ceylandan dedi ki:

    çok iyi film bende yazdım sayfamda siz felsefesine değinmişsiniz güzel olmuş sevgiler

    • Serkan Dinç dedi ki:

      Evet, yazınızın başlığını görmüştüm fakat izledikten sonra okurum deyip bir kenarda unutmuştum. Bu sayede hatırlamış oldum. Teşekkürler 🙂

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: