Otomatik Portakal Film Yorumu | | Serkan Dinç
Onur Ünlü – Kız Çocuğu Hissettirdikleri
12 Aralık 2019
Otomatik Portakal Filminden Replikler
14 Aralık 2019

Portakal mı otomatik? Yok canım öyle şey mi olur… Çok konuşulan bir kitap ve kitabın filmi… İkisi de kendi alanında kült olan bu eserleri “artık 25 yaşıma geldim bende deneyimlemeliyim” dedim ve okuyup izledim. İlk olarak Otomatik Portakal kitabını okudum ve gerçekten de hakkında söylenenler kadar mükemmel bir kitap. Okurken büyük hayranlık duydum. Fakat bu hayranlığımı anlatmak için farklı bir blog yazacağım. Şimdi kitabı okuduktan sonra izlediğim kültler arasında girmeyi başarmış Otomatik Portakal filminden konuşmak istiyorum. İlk olarak söylemek istediğim şey şu; bu film nasıl kült olmuş?

Sizde benim gibi önce kitabını okuyup, sonra filmi izlediyseniz eminim büyük hayal kırıklığı yaşamışsınızdır. Yada böyle bir düşünceniz varsa hemen düşünmeyi bırakın ilk önce filmini izleyin, sonra kitabını okuyun ki tatmini doruklarda yaşayın. Hani klişe bir şey vardır kitap filmlerden daha iyi diye, gerçekten böylemidir bilmiyorum bilmek için Yüzüklerin Efendisini okumak lazım ama Yüzüklerin efendisinin filmi bu kadar iyiyse ve o klişe doğruysa kitabı artık ne kadar güzeldir tahmin edemiyorum. Neyse konumuza dönelim.

Otomatik Portakal filmi şiddeti ve cinselliği amaçsızca kullanan veya içinde cinselliğin yada cinsel objelerin kullanımının en gereksiz olduğu film diyebilirim. Film bir toplum/sistem eleştirisi filmi. Toplumun ahlaksal olarak yozlaşmasını konu alıyor ama filmde bunu anlatmak için kullanılan yöntem çok gereksiz ve yersiz. Hatta bazı noktalarda filmin sistem eleştirmek yerine onu övdüğünü düşündürebilir. Mesela Alex ve çetesinin, Alex yakalanmadan önceki son işinde girdiği evde bulunan kocaman penis heykelini ele alırsak filmin konusunu tam tersine döndürüyor. Burada kötü olan, ahlaksız olan, cinselliği kullanan kişi Alex olmasına rağmen, Alex’in girdiği evdeki penis heykeli, tuvaller falan ev sahibininde en az Alex kadar yozlaşmış ve sapıklaşmış olduğunu gösteriyor. Yani cinselliğin mahremiyeti olmayan bir toplumda kime sapık diyebilirsiniz? Burada mağdur ve süpheli arasındaki tek fark şüphelinin o eve zorla girmiş olması. Buradan yola çıkacak olursak uyuşturucu kullanımı, sapıklık ve filmde gördüğümüz herkesin yapmış olduğu bizim için gayri meşru hareketler aslında filmdeki topluluk için meşru sayılır. Bu yüzden filmdeki bir çok şiddet, cinsel obje kullanımı bence filmin temasını bozmuş. Kitaba bakarsanız ne kadar haklı olduğumu görürsünüz. Çünkü orada filmde olmayan bir suç ve mağdur ilişkisi var ve bu ilişki bize sistemi sorgulatıyor. Ama filmdeki ilişki gayet normal, doğal bir hareket.

Ve düşündüğüm başka bir konu var. İnternette, gazetelerde, dergilerde vs. hep belli başlı yorumlar var. Bu yorumlar film için yapılan sistem eleştirisi hakkında yorumlar. Tamam sistemi anlatan, eleştiren bir durum söz konusu ama bu klişe anlatımlar sadece kitap için geçerli. Mesela şimdi sırf bu dediğimi desteklemek için internetten bir arama yaptım, ilk çıkan sayfanın en son cümlelerinde diyor ki “otoritenin Alex’i ıslah etme adıyla uyguladığı cezalandırma yönteminin onu ne derece özgürleştirdiğini(!)” saygısızlık yapmak amacım değil fakat kimse kusura bakmasın, öyle bir şey yok. Bu yorumlar yönetmenin ve senaristlerin verdiği röportajların ürünü yorumlardır, film için söylenen özgün ifadeler değildir. Otorite Alex’i ıslah etmek için onu özgürleştirmez, tam aksine özgürlüğünü elinden alır. Alex otorite yüzünde kendi iradesiyle davranamaz. Çünkü artık hastalanmıştır. Canı birini dövmek istediğinde, birine tecavüz etmek istediğinde midesi bulandığı için bunu gerçekleştiremez. Yani özgürce hareket edemez. Bir sonraki aşamada ise Alex devletin yani o sistemin bir parçası olur ve sistem yine onu özgürleştirmez ve onu yutar. Hapishane rahibinin de dediği gibi “iyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar.”

Uzun lafın kısası Otomatik Portakal filmi anlatıldığı kadar da güzel bir film değil bence. İzlenebilirliği var yok değil ama bir kült olarak listeler sokulmaması gereken bir film.

Serkan Dinç
Serkan Dinç
Masalarının arası geniş, insanların kendilerini güvende hissedeceği, enfes pastaları ve sohbetleri, tür tür kahve çekirdeklerinden kahveleri, keyfe göre nargileleri olan bir kafe açma hayalim var. Ama kafe açamayınca blog açtım!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: